Şarap Hakkında Bilgiler
Şarap sevmeyen bir insan olarak ortamı oldukça içmeye başladım başlamasına da bu işe yeni başladım. Güzel bir site buldum, şarabı nasıl açacağından başlayan dersleri ile beni bayağı aydınlatacak cinsten bir şey: http://winefolly.com/
Değişim Başlasın
Zaman öyle çabuk geçiyor ki, en son ne zaman yazdım diye bakayım dedim de; 2 ay geçmiş aradan. O 2 ay içinde de neler değişti neler … Mesela araba aldım. Mesela kız arkadaşım oldu. Mesela sinemaya daha az gitmeye başladım. Mesela şirketten samimi arkadaşlarım istifa etmeye başladı … Aslında bu listeyi olabildiğince uzatmak mümkün. O kadar değişimin içinde kendimden ne değişti diye soracak olursanız ona da verilecek cevap: “çok şey” olsa gerek.
Ama gerçek şudur ki, her harekete geçtiğimizde, bir etki yaratırız. Yaptığımız her bir şeyin etrafımızdaki insanlar üzerinde etkisi vardır.
— Ibrahim Nergiz (@phyesix) March 30, 2013
En yakın zamanda oturup kendimi dinlemem gerek, bakalım o neler diyecek, neleri değiştirecek hayatımda ….
Film İzlenimim: ” Rise of the Guardians (2012) “
Daha önce söyledim mi bilmiyorum ama, animasyon filmlerini seviyorum. Her ne kadar sinema salonunu çocuklar ve onların yanındaki aileleri doldursa da, seviyorum. Çocukların film sırasında bağırarak ” wuaawww, hadi hadi hadi … ” ve bunun gibi orjinal öyle çok tepkileri oluyor ki bazen, filmi izlemeyi bırakıp gelen tepkileri dinlemek daha güzel olabiliyor. Sinema sektörüne gelen 3D kavramını en çok, animasyonlar kullandıkları için onun da ayrı bi’ yeri / zevki var benim gözümde. Tüm bunları geçtikten sonra, bu yazıyı aslında film hakkında bulunmaktan öte; gördüğüm 1-2 saniyelik olay ve beni etkileyişi yüzünden yazmak istedim. İncele…
Araba Hikayesi
Lise mezuniyetim ve ÖSS sonrası halimi hatırlıyorum da, aradan 7 yıl geçmiş. Ne alaka lan bu diye soracak olursanız … Dedemin, üniversiteyi kazan sana araba alırız ile başlayan cümlesini hatırlarım mesela. Sonra üniversiteye girişim, bu sefer de mezun olunca alırızlar … Kampüs içerisinde kaldığımdan mıdır bilinmez ama üniversitedeyken arabam olsun demedim hiç, onu geçtim araba merakım bile olmadı. Hep özenmişimdir mesela üniversitede okurken arabası olanlara, düşünsenize, istediğiniz saatte dışarı çıkıp “hava” bile alabiliyor, karnınızı doyurabiliyor, arkadaşlarınızla otobüs veya taksi derdi olmadan istediğiniz yerde eğleniyorsunuz. Evet, güzel şeyler bunlar.
Değişen ne diye arkama baktığımda, üniversitenin bitişi, işe girmem ve Ankara’da yaşamaya başlamak oldu. Eee, şimdi neden arabaya ihtiyaç duyuyorum diye kendime sorduğumda da ciddi anlamda , gerçekten (!) ihtiyaç duyduğumu kanıtlayan bi’ cevap veremiyorum. Belki de işyerinde, hemen hemen herkesin bi’ arabası olması, ev – iş arasında rutin süren hayata azıcık da olsa değişiklik uğruna belki de gece ansızın kokoreç yemeye gitmek istemem, yukarıdaki gibi arkadaşlarımla otobüs veya taksi derdimin olmamasını istemem, kısacası artık büyüdüğümü hissetmek içindir.
Hatırlıyorum da, varlık içinde yokluk çektik ailecek, babamın öğretmenliği, atanması, atandığı köylere karda kışta arabasız / traktör / motorlarla gitmesi; sonra ayağını yerden kesecek bi’ araba alması … O zamanın şartları mı kötüydü yoksa her şeyi kendi çabanla yapması mı zevkliydi ? Şöyle bi’ düşününce, ailemden ayrı, bi’ ev geçindirmesi, elektrik, internet veya ısınma gibi ihtiyaçlardan sonra para biriktirip istediğin arabayı almam, zor, gerçekten.
Bi’ yanım kredi çekerek almak istediğin arabayı almamı söylerken bi’ yanım da saçmalama, kredi borcunu ödedikten sonra nasıl geçineceksin, araba gerçekten ihtiyacın mı ? diyor. İşim internette olduğundan, Türkiye bazlı değil de Dünya çapında sektörü takip edince aslında bırak arabayı, web dünyasındaki çalışanların arabadan çok arabasızlık ile geçindiklerini veya otobüs / bisiklet gibi araçlarla hayatın daha kolay geçtiği yönünde o kadar çok şey görüyorum ki …
Kısacası kararsızım, önüm karanlık, düşününce bi’ araba bile alamamak veya alamayacağını bilmek … koyuyor. Neyse … Buna da şükür.
Film İzlenimim: ” The Impossible (2012) “
Yine sekteye uğrattım film izlenimleri kısmını. The Impossible öncesinde, her sinema filmi öncesinde fragmanı ile beni benden alan, aylar boyu beklediğim film olan The Hobbit‘e gittim. Aslında onun burada geniş bi’ özetini vermek isterdim ama konudan fazla sapmamak da istiyorum. O nedenledir ki, The Hobbit‘i es geçiyorum.
Hangi filmler gösterime girmiş diye bakınırken gidilesi film bulamadım desem yeridir. Geçen hafta içerisinde şirket içerisinde mailde gördüğüm ‘ Life of Pi ‘nin fragmanını çok beğendim. Aklımdaydı. Ama Twitter üzerinde takip ettiğim insanların yaptığı yorumlar yüzünden de açıkcası gideesim gelmemişti. Hoş, şu aralar baktığımda puanı 8.4 ile gayet iyi değerde. Çağıl‘la haberleşme sonucunda puanı yüksek ve gösterimde olan ilk 3 filmden The Impossible‘i seçtik. Her zamanki gibi film hakkında ne bir yazı gördüm, ne sözlüğü açıp okudum, konunun ne olduğundan bi’ haber … İşte böyle filme gitmeyi seviyorum.
Film öncesinde açlığı bastırmak adına Burger King‘e gittik gitmesine de, bi’ kez daha nefret ettim. Sanırım bu gidişle ben bu Burger King’i kökten bırakcağım ki şu aralar favorim fazla şişirmeyen Mc Donalds menüleri, çaktırmayın … Film seansı gelip çattığında salona girdik girmesine de salonda iki elin parmaklarını geçmeyecek insanları görünce aslında üzüldüm :) Çok mu kötüydü film, ya da herkes hala The Hobbit’e mi gidiyordu anlamadım. Neyse … İncele…
