İnternet dünyasında belirli bir içerik ve üye sayısına sahip , shared hosting yada vps seçeneklerinde serveri kasan web siteleri konusu olan dedicated servers’e taşınırlar . Bu serverler yukarıda tanımları yapıldığı gibi web sitesine , daha doğrusu kişiye özel bilgisayarlardır . Diğer türlerde ( shared hosting – vps ) bir serverde birden fazla site barınırken dedicated serverde 1 tane web sitesi barınır . Bu bilgisayar özelliklerinde en önemli parçalar işlemci – ram ve hdd’dir . Bu parçaların özellikleri ne kadar iyiyse buna paralel olarak web sitenizin hızı da o kadar iyidir .



32×32px, 48×48px, 128×128px ve 150×150px boyutlarında, .ico, .png ve .icns dosya formatlarına sahip ikon serileri toplayayım dedim. Iconsmaster tarafından hazırlanıp sunulan ” sevgililer günü için ikonlar ” :



Ankara’ya gelince insanın canı sinemaya gitmek ister, gezmek ister. Kuzen hazır İstanbul’a gitmeden bi’ buluşma ayarlayıp Sinema yapalım dedik. Hangi filme gitsek hangi filme gitsek derken ” The Book of Eli (2010) ” çıktı. Daha önce fragmanı izleyip, güzele benziyor, üstüne üstlük ” Denzel Washington ” oynuyor diyerekten bu filme bilet almaya karar verdik. İşin garip yanı, hemen hemen tüm sinemalarda dolmuştu salonlar, son umut Armada‘ya bakarak bomboş salonda güzelce yerlerimizi aldık.



Evet, finallerim de bitti. Memlekete geldim. Uzun zamandan beri de yazmıyordum. Aslında şu yazıyı yazmaya başlamadan önce bile yazıp yazmama ikilemi arasında gidip geldim ve yazma kısmı ağır basaraktan başladım.

Besni’deyim. Geçen hafta P.tesi sabahın köründe memlekete gelmiştim. Sabhın körü diyorum çünkü otobüs G.Antep’e vardığında güneş doğmamış, 6 sıraları idi. Hiç bu kadar erken gelmezdi bu otobüs, biz uyurken şöfor amca bastı da bastı sanırım. Neyse iyi de oldu, sabahın köründe bizim ilçeye minibüs bulamam korkusuyla dolaşırken bi baktım otobüsün arkasına yanaşmış bizim minibüs. Hemen ona bin, sonra 1.5 saatlik yolu çek, Besni’ye gel.



Çok uzun zamandan beri yazmak istediğim ama bi türlü yazma fırsatı bulamadığım yazıyı görüldüğü üzre sonunda yazabildim: ” Asım Arslan “.

Tam olarak ne zaman aldığımı hatırlamıyorum ama ders bitimi sonrasında tipik öğlen yemeği için yine yemekhaneye giderken Asım Arslan’ı gördüm. Aslında daha önce haberim dahi yoktu. Takım elbiseli bir adam, yemekhane içerisinde stand açmış, kitaplarını oraya dizmiş ve kendi kitabının tanıtımını yapıyordu. Bu olay bana öyle farklı geldi ki, ne bileyim, o günkü ruhsal durumumdan da kaynaklanabilir. Bir yazar, bizleri bilgilendirmek, bişilerden haberdar olmamızı sağlamak için neler yapıyordu. İçimden orada oturup saatlerce konuşasım geldi Asım Arslan’la.