Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Articles

Film İzlenimim: ” Rise of the Planet of the Apes (2011) “

Rise of the Planet of the Apes (2011)

Hazır yeni yeni filmler gelmişken bugün de Rise of the Planet of the Apes (2011)’e gidelim dedik. Asıl olayı da şu ki film 3D değildi. Twitter ve Google+ gibi sosyal medyalardan edindiğim bilgilere göre kesinlikle gidilmesi gereken filmmiş. Onu geçtim, IMDB‘de ortalama puanı 8 olan bir film. Bu iki şey fazlası ile yetti de arttı diyerekten filme giriş yapalım. Sonrası spoiler ona göre …

Filmin açıkcası bu kadar hoşuma gideceğini tahmin etmiyordum. Hani saçma salak konulu bir film beklerken gayet güzel şekilde işlenmiş teması vardı. Hani son zamanlarda beğendiğim filmlerin arasında yerini aldı ve şahsen çevreme de kesinlikle gidin diye bir tavsiyede de bulunabilirim :) Fazla dağılmadan … Filmin konusu Alzheimer hastalığının temelinde yatan beyin nöronlarının iletişimini sağlamak ve artırmak, bunu da biyolojist olan başrol oyuncumuz ve onu gaza getiren, bu hastalığa sahip babası itiyor. Neyse maymunlar üzerinde deney yapılaraktan film sonuna geliyoruz. Filmde dikkatimi çeken noktalara değinecek olursam ;

  • Öncelikle yapımcıların 3D füryasına katılmadıkları için çok memnun oldum.
  • Salon neden boş anlamadım, gerçi Şirinler 3D var diyorum ama hangisini seçersin diyecek olursanız Rise of the Planet of the Apes (2011) derim.
  • Filmin konusu biraz önce de belirttiğim gibi çok hoşuma gitti, maymunlar ve olayın bağlanışı vs vs …
  • Maymunu bebekken alması iyi hoş da, önceden bayağı karşı çıkmıştı maymuna ama sonradan neden kendisi besledi, ya da o kadar hızlı neden geçildi anlamadım.
  • Maymunun insan konuşmasından anlaması ama ona işaret dili ile cevap vermesi iyi kurgulanmış da biraz saçma kaçıyor sanki, madem o kadar şey yapabiliyor neden konuşmuyor diyecektim ki, o ” Noooo ” sahnesi beni benden aldı.
  • Şirket çalışanının hastalanması, sonra o hastalığı pilota bulaştırması vs vs çok iyi kurgulanmış ve kameradan saklanmış gibiydi …
  • Ki film tam bitecek derken devam ediyor ( bunu da sosyal medyadan okumuştum, film bitince hemen kalkmayın devamı var ) . Ardından da pilot giriyor devreye ve onun hastalanışı ve bütün dünyaya yayılışı. Aslında filmin sonu çok güzel olmuş.
  • Tamam bazı yerler ( maymunun kulağa eğilim, burası benim evim demesi ) aşırıydı ama yapacak bir şey yok :)

Daha yazılacak çok şey varken, saatin geç olması ve filmi izlemenizi istemem … IMDB‘den 9 puan gitti.


Articles

Film İzlenimim: ” The Smurfs (2011) ”

The Smurfs

En son yazımı 1 ay önce yazmışım. Mikro blogging hizmetleri çıkıp her anı telefonla internete taşıyan ben blogumu unutuyorum desem yeridir. Son zamanlarda yazdığım yazılara bakınca sadece sinema filmlerini kritik eden blog haline dönüştürmüşüm ki 0nu da biraz önce bahsettiğim gibi 1 ay önce yapmışım. Gerek yeni filmlerin olmayışı gerekse hayatın yoğun geçişi yüzünden sürekli erteliyorum bu blog tutma olayını. Kısmet bugüne imiş.

Evet, bir film ile karşı karşıyayız. Film demek ne kadar doğru gerçi, animasyonlu film :P diyelim … Şu aralar 3D’nin moda olduğu günümüzde The Smurfs de 3D etiketi ile sinemalara giriş yaptı. Trailer’in çıktığı ilk günden beri takip ettiğim filmi sonunda bugün izleme şansım oldu. Daha önce edindiğim felsefeyi de unutmamak gerek, film ne kadar iyi olursa olsun, ne kadar reklamı yapılırsa yapılsın veya traileri ne kadar mükemmel olursa olsun beklenti içerisine girmemek lazım. Bu nedenledir ki uzun zamandan beri beklesem de pek beklenti içerisine girmeyerekten gittim. İyi de yapmışım.

Sizlerin de tahmin edebileceğiniz üzere koskoca sinema salonu çocuklardan oluşuyordu ki bu çok doğal. Şahsen 90′lı yılların çocuklarına dahil olan bizler bile izlediğimize ve şu an da izlenebilip üzerine de filmi çekildiğe göre … Salona giriş yapmak ayrı bir olaydı, anne babalar, heyecanlı çocuklar, mısırlar kolalar … Ben bile heyecanlandım desem yeridir. Gözlük dağıtımı yüzünden geciken sinema salonuna giriş ile film aslında bayağı geç başladı. Aslında bunu planlayarak da yapıyorlardır diye düşünüyorum. Yerleri aldıktan sonra filmimiz başladı.

Bundan sonrası spoiler içerebilir diyerekten kısa kısa yazmaya başlayayım ben. Hafif 3D şölen ile başladı. Leyleklerin üzerinde 2 şirin ile uzaktan köye giriş. Şöyle bir düşününce gayet iyi düşünülerekten o heyecanı yaşattı. Aynı çizgi filmdeki gibi işte :) Ardından da maceralar başladı … Film üzerinde dikkatimi çeken noktalardan bahsedeyim :

  • Aşırı reklam vardı. Sony iyi güzel hoş yapmıssın da bu filmi, her yere de reklam konulmaz ki ! Bilgisayarlar / Monitörler / Taksi üzerinde reklamlar da dahil !
  • Bi’ aralar almayı düşündüğüm Parrot AR.Drone filmde vardı. Hem de bayağı bayağı yerde. Bunu nedense reklam olarak görmedim ama şahsen bi’ kez daha almayı düşünmedim değil.
  • Çocuklar için olduğundan mıdır bilinmez ama insanlık namına sürekli hayata / insanlara yönelik mesajlar veriliyordu film boyunca.
  • Gargamel ve Şirinlerin kapışmaları – Şirinlerin dünyaya gelişi vs vs komik öğeler içeriyordu.
  • Son sahne görsel olarak 3D sahne içeriyordu. Şimdi bunun da hakkını yememek lazım. Asa etrafında dönen şirin baba, önünüze kadar geliyordu.
  • Şirin babanın o aletten nasıl kurtulduğunu da anlamadık aslında :) Diğer şirinler dışarıda mücadele verirken bizimkisi çat diye kapıdan çıkıverdi …
  • Filmin sonu da güzel bitti, yeni şirinler kasabasının inşaası fotoğraf fotoğraf perdeye aktarıldı.
  • En sonunda da Gargamel‘e ne oldu derken kapanışı yaptık.

Uzun zaman aradan sonra tekrardan sinemaya gitmek güzel oldu diyerekten başka bir yazıda görüşmek üzere. Ha bu arada IMDB‘den 8 verdim ;)


Articles

Film İzlenimim: ” Transformers: Dark of the Moon (2011) “

Serinin üçüncü filmi Türkiye’de 29′unda gösterime girdi. Her ne kadar iş dolayısı ile filme ilk günden gidemesiysem de hafta sonu ( 02.07.2011 ) gitme fırsatı buldum. Film 3D olarak vizyona girdi ki daha önceki film izlenimlerim yazılarımdan da anlayacağınız üzere 3D filmlere karşı acayip gıcığım var. E, o zaman neden gidiyorsun diyenler içinse, ne yapalım diyorum. Gitmişken 3D’ye gidiyorum. Neyse, animasyon tadına ulaşırlar mı bilinmez ama o kaliteyi bekliyorum film yapımcılarından.

Gelelim filme. aslında serinin ilk filmi gibiydi diyeyim. Filme insanlık tarihinin aya ilk ayak basışı ve orada koca bir metal yığını görmeleri ile başlıyor. Autobotslarla Cybertronianların savaşını sonucu Autorobotslardan birkaçının aya düşüşünü ve oradan dünyaya gelişleri ile başlıyor film. Bizim baş kahraman üniversitede okuyordu, oradan mezun olmuş bu sefer iş arıyor ki film başlangıcında güzel başrol oyuncusuyla  ( Carly ) aynı evde uyanmaları, ardından da lavobo sahnesi beni benden aldı filmin girişinde :P Konuyu dağıtmadan, bizim Sam‘ın filmde iş başvuruları sonucu şirkete girişi ve oradan da olaylara dalışını konu alıyor.

İlk kısımları güzel gibiydi de,

  • Her filmde olduğu gibi bu filmde de Autorobotlarla Cybetronianların karşılaşması adil değildi. İnsan ırkının müttefikleri ne alakaysa sayıca az olmalarına rağmen her türlü karşı tarafın işini bitirebiliyorlar.
  • Filmdeki binada geçen anlar, oldukça fazlaydı, 3-4 kişi feci şekilde ölmeliydi. Direk öyle kurtuluşlar olmadı yani.
  • Helikopterden bizim paraşütçülerin atlaması ve havada süzülmeleri beni benden aldı. Tamam film fantastik falan da bu garip olmuş :)
  • Güzel oyuncumuz Carly‘nin Cybetronianların başını oradan gaza getirmesi de ayrı bir olay olmuş. Nasıl gaza getirdi de Optimus‘un sağ salim kurtulmasını ( sağ eli gitti ama olsun :) )sağladı ?
  • Onu geçtim, o haliyle ana optimus‘u nasıl defetti :D

Bu kadarcık, ilk filmler gibi idare ederdi. 3D yüzünden 8 puanı aldı benden IMDB‘den :)


Articles

Film İzlenimim: ” The Hangover Part II (2011) ”

Yeni monitörün gelmesiyle bilgisayarda film izleme alışkanlığım tekrardan geldi gibi. En azından en az 720p kalitede film araştırmaya başladım ve arada da indiriyorum. İşte o indirdiklerimin arasında 2009′da sinemalara giren The Hangover vardı. Aradan yaklaşık 2 yıl geçmesine rağmen izlememiştim. Yurttaki arkadaşların film izleme listelerine girip, süper diye bahsettikleri komedi filmi olan filmi ben de finallerin bitiminde izleyeyim dedim ve iyi ki de izlemişim. Kısa bir hatırlatmadan sonra şimdi asıl konumuz olan The Hangover Part II‘ye gelelim.

Film, ilk film gibi evlilik öncesi balayına giden arkadaşları ve onların maceralarını konu alıyor. Bu sefer de ilk filmden tanıdğımız dişçi evleniyordu ki aslında şaşırdım, evlendiği kadın çin mi japonya mı neresi oradan bulmuş. İlk filmde bu kadından hiç bir iz yoktu sanki ? yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum ya da orasını kaçırdım … Neyse, film ilk filmki gibi sondan kısa bir sahne ile başlıyor ve olayın içine yavaş yavaş giriyor. Dişçi ilk filmden Alan’a kızgın olduğundan onu ilk başlarda düğününe çağırmıyor. Sonrasında da uzun ısrarlar sonucunda Alan‘ı da çağırıyorlar ve macera başlıyor. Bu sefer Las Vegas‘a değil de Bonkong‘a ( doğru mu yazdım ki ) gidiyorlar …

Aslında şu yazıyı yazdıktan çok önce gittiğimden pek hatırlamıyorum gibi artı ve eksileri. Öncelikle 3D olayına girişmedikleri için teşekkür ediyorum. Nedense çıkan her film artık 3D olmaya başladı. Tamam hakkını vererek yapsalar bir şey demeyeceğim de. Onun dışında ;

  • İlk filmdeki bebek ve onun üzerinden yürütülen geyikler bu bölümde maymun üzerinden yürütülüyor ki o minibüs sahnesi beni benden aldı.
  • Alan bu sefer bilmeyerek işleri berbat etti.
  • Bu filmde çinli arkadaşları ön plana çıkarmışlar, aslında bu adamı pek sevmemiştim, bu filmde hiç sevmediğimi anladım. Hele hele, evde uyandıkları o anda çırılçıplak olan olay … ıyk.

Zorladım ama pek bir şey gelmedi :) Neyse, uzun lafın kısası güzel filmdi, gösterimden yavaştan kalkmış bile olabilir diyerekten 9 puanı aldı IMDB‘den :)

 


Film İzlen(ler)im: ” The King’s Speech ” ve ” The Kids Are All Right “Post

Film İzlen(ler)im: ” The King’s Speech ” ve ” The Kids Are All Right “

Şu aralar hava koşullarının iyi olmayışı ve hasta oluşum sebebiyle pek sinemaya gidemiyorum. Zaten gidilebilecek film de yok gibi. Uzun zamandan beri bloguma yazmadığım 2 tane film var. Birisi ” The King’s Speech ” , diğeri de ” The Kids Are All Right ” . İkisi de ödüllü film. Gerek afişlerinden gerekse internet dünyasında adından sıkça söz ettirmiş filmler.

Öncelikle ” The King’s Speech “‘den bahsetmek istiyorum. 28.02.2011′de ( bayağı bi’ zaman geçmiş aradan ) Kader Baş, Ayşegül Sider ve Onur Can Aydoğan ile değişiklik yaparak filme gidelim dedik ve o aralar yukarıda bahsettiğim gibi adından sıkça söz ettiren ve ödül almış The King’s Speech‘i seçtik. Filmin ilk yarısının sonlarına doğru kendimi mayışmış ve uyuyacak halde buldum. O kadar sıkılmıştım yani. Diğer yarısı ilkine göre daha iyi (!) geçmiş ve kral konuşmasını yapmıştı.

Diğer ödüllü filmimiz de ” The Kids Are All Right “. Ona da 13.03.2011 tarihinde ki bunun yorumunu da erken yazıyorum bak ; Hasan Çağlayan Dündar, Samet Çelik ve Hayri Can Duygun ile gittik. Aslında uzun zamandan beri gitmek istediğim Kaçış Planı‘na gitmek istiyordum ki gösterimden kalkmış, buna gidelim dedik topluca. Bu da yukarıdaki gibi ödül almış filmlerden birisiydi. +18 içerik vardı. Filmin konusu da lezbiyen 2 kadın ve 2 çocuk …

Her iki film hakkında yazacak pek bişi bulamıyorum. Şunu farkettim, ödül alan filmleri ben anlamıyorum, izlerken zevk almıyorum. Film çıkışında da ne yani, ne oldu diye anlamsızca devam ediyorum. Hani bende mi sorun var yoksa herkeste mi böyle bilmiyorum ama gerçekten anlamak ve farklı bir bakış açısıyla bakmak istiyorum ama olmuyor. Düşünüyorum da neye göre ödül veriyorlar bir filme ? Hadi onu geçtim her iki filmin Türkiye’deki gösterim adı orjinal İngilizce adından neden farklı ? Neden böyle bir şey oluyor …

Aklımda bir çok neden olmakla birlikte, bir daha başkalarının kesinlikle git diye tavsiye ettiği filmler dışında gitmeyeğim bir daha ödüllü filme. Anlamıyorum, zevk vermiyor …