Film İzlenimim: ” The Hangover Part II (2011) ”
Yeni monitörün gelmesiyle bilgisayarda film izleme alışkanlığım tekrardan geldi gibi. En azından en az 720p kalitede film araştırmaya başladım ve arada da indiriyorum. İşte o indirdiklerimin arasında 2009′da sinemalara giren The Hangover vardı. Aradan yaklaşık 2 yıl geçmesine rağmen izlememiştim. Yurttaki arkadaşların film izleme listelerine girip, süper diye bahsettikleri komedi filmi olan filmi ben de finallerin bitiminde izleyeyim dedim ve iyi ki de izlemişim. Kısa bir hatırlatmadan sonra şimdi asıl konumuz olan The Hangover Part II‘ye gelelim.
Film, ilk film gibi evlilik öncesi balayına giden arkadaşları ve onların maceralarını konu alıyor. Bu sefer de ilk filmden tanıdğımız dişçi evleniyordu ki aslında şaşırdım, evlendiği kadın çin mi japonya mı neresi oradan bulmuş. İlk filmde bu kadından hiç bir iz yoktu sanki ? yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum ya da orasını kaçırdım … Neyse, film ilk filmki gibi sondan kısa bir sahne ile başlıyor ve olayın içine yavaş yavaş giriyor. Dişçi ilk filmden Alan’a kızgın olduğundan onu ilk başlarda düğününe çağırmıyor. Sonrasında da uzun ısrarlar sonucunda Alan‘ı da çağırıyorlar ve macera başlıyor. Bu sefer Las Vegas‘a değil de Bonkong‘a ( doğru mu yazdım ki ) gidiyorlar …
Aslında şu yazıyı yazdıktan çok önce gittiğimden pek hatırlamıyorum gibi artı ve eksileri. Öncelikle 3D olayına girişmedikleri için teşekkür ediyorum. Nedense çıkan her film artık 3D olmaya başladı. Tamam hakkını vererek yapsalar bir şey demeyeceğim de. Onun dışında ;
- İlk filmdeki bebek ve onun üzerinden yürütülen geyikler bu bölümde maymun üzerinden yürütülüyor ki o minibüs sahnesi beni benden aldı.
- Alan bu sefer bilmeyerek işleri berbat etti.
- Bu filmde çinli arkadaşları ön plana çıkarmışlar, aslında bu adamı pek sevmemiştim, bu filmde hiç sevmediğimi anladım. Hele hele, evde uyandıkları o anda çırılçıplak olan olay … ıyk.
Zorladım ama pek bir şey gelmedi :) Neyse, uzun lafın kısası güzel filmdi, gösterimden yavaştan kalkmış bile olabilir diyerekten 9 puanı aldı IMDB‘den :)
Google Plus ve Özellikleri
Google‘ın Wave ve Buzz gibi iki farklı girişiminden sonra şimdi de Google Plus geldi. Uzun uzaduya neden başarısız oldu neden tutmadı diye yazı yazmaktansa yeni çıkan Google Plus hakkında konuşmak daha iyi gibi. İlk girdiğim andaki izlenimim Facebook tarzında bir tasarım ve yapısı olduğu yönündeydi ki ortada ana feed, sol tarafrta arkadaş listeleri vs vs … Facebook‘a ek olarak eklenmiş özellikler de yok değil misal Sparks. İlgili olduğunuz şeyler hakkında kısa sürede güncel bilgileri bulabiliyorsunuz. Kısa kısa maddeleyecek olursam :
- Facebook’daki gibi ol tarafta arkadaş listeleri.
- Aynı zamanda Gtalk listesi ve anında konuşabileceğiniz kişiler.
- Ortadaki feed’de aynı şekilde akan yazı / video ( şimdilik sadece YouTube’den çekiyor ) / resim ( Picasa albümlerinizi direk olarak koyabiliyorsunuz )
- Açtığınız feedlere gelen yorumları +1 ile beğenebiliyorsunuz
Feed içerisinde kullanabileceğiniz kısayollardan bahsedecek olursam :
- Feed’in başına sonuna ” * ” eklerseniz. Kalın yazıyorsunuz.
- Feed’in başına sonuna ” – ” eklerseniz.
Üzeriniçiziyorsunuz.
Şimdilik bu kadar kısa bir yazı yazdıktan sonra, bir dahaki Google Plus yazısında görüşmek üzere :)
Ankilozan Spondilit Hakkında Tecrübelerim
Aslında anlatacak, yazacak öyle çok şey var ki. Şunu söyleyerek giriş yapayım, çok ciddi bir hastalık. Olur da arkadaşınız bu hastalığa sahipse aman ha aman dalga geçmeyin, onun taklidini yapmaya kalkışmayın derim ben. Eee, sen dalga geçtin de mi böyle oldun diyecekler olursa da hayır, olayın ciddiyetini anlatmak için sadece. Dalga geçilecek bir hastalık değil çünkü …
Şöyle bir düşündüm de hastalığımın ilk belirtileri aslında ayak ağrıları olmuştu. Doktora git derken, 2 yıl önce Hacettepe Üniversitesi Hastanesi‘nde doktor teşhisi koydu; Ankilozan Spondilit. Tuttu bana 2 yıl geçerli bir rapor verdi. Ardından da 12 saatte 1, 2′şer tane olmak üzere Salazopyrin Tab verdi. Doktorun bana söylediklerini dün gibi hatırlıyorum; bu hastalık hayatın boyunca seninle olacak, ilaçlarını düzenli olarak kullan, kontrole gel, spor yapmaya çalış, özellikle de yüzmeye git. Yüzmek, Ankara’da zor yapılan bir şey, en azından benim için. Hacettepe’de okuduğumdan sağolsun üniversitemizin havuzu yok. Neyse …
İlk ciddi olayı 2 yıl önce eve dönerken yaşadım. Kısa bir mesafeyi, elimde eşyalarla yürümek zorundaydım. Tamam eşyalarım fazla olabilirdi belki ama kısa mesafeydi sonuçta. Ankaray‘a, metroya bineceğim kata geldiğimde sırılsıklam terlemiştim. Havanın sıcak olması, eşyaların olmasına bağladım. Hatta bu terleyişimi sizlere şöyle anlatayım, aşşağıya indiğimde bir kenara geçtim, yanımdaki adam bana baktı, neden bu kadar terledin sen dedi. Ben de sadece yürüdüğümü söyledim ve o da bana, bunu ihmal etme doktara git en kısa zamanda dedi. Her ne kadar sıcağa bağlasam da olayı; asıl sebebi belliydi ” Ankilozan Spondilit “.
Bunun bir benzerini de dün yaşadım. Kardeşime ayakkabı almak için dolaşmam gerekiyordu. Üzerimde hiçbir yük olmamasına, havanın sıcak olmamasına rağmen, yukarıdaki gibi sırılsıklam oldum. Vücut spor yapmamaktan hemen yoruluyor, hani bu yazıyı okurken ne kadar terleyebilirsin ki, ne olacak der diyenler olabilir. Ama öyle olmuyor bu olay, emin olun ki, yanınızdaki kişi, ne oldu, ne yaptın sen diyecek kadar terliyorsun … İncele…
Finaller Bitti
Başlıktan da anlaşılacağı üzere … Geçen hafta ( 02.06.2011 ) son finalimi ÖPD‘den oldum ki hiç iyi geçmedi. 4 kredilik eğitim dersi. Kalırsam adıma kötü olacak, sonuçta sınıfta herkesin notları iyi, bi’ benimki kötüydü. Onun dışında da Kuantım II finalinden çok korkuyordum. Ama Altuğ hoca bizi şaşırttı. Zorlu bir final beklerken gelen sorular gerçekten kolaydı ve çok iyi geçti diyebilirim. Her ne kadar şu an için ÖPD‘den kalabilme ihtimalim olsa da Kuantım II‘den geçebilme ihtimalimin seinci daha ağır basıyor. İlk haftadan finallerim bitince bloktaki arkadaşların ders çalışıp yakınmalarını görmek paha biçilemeyecek türden :) İstediğim gibi bilgisayarımda takılır, filmimi / dizimi izler, dolaşırım. Şu yazıyı yazdığım sıralarda bile çoğu kişi harıl harıl ders çalışıyor …
Finalleri bitenler evlerine yol alırken ben Ankara’da kalacağım. Aslında bu Pazar oyumu kullandıktan sonra sonraki hafta içi memlekete 1 haftalığına gidiş dönüş için uçak bileti bakayım dedim de. Bende ki de eşşek şansı mıdır nedir, Adıyaman Havaalanı tadilata girmiş. 2012′ye kadar kapalı. Nasıl bir iş anlamadım. Şöyle bir düşündüm de uçağa bayağıdır binmiyorum ve binmemeye devam edeceğim gibi. Otobüs çilesi ile bir kez daha karşı karşıyayım.
Başka da bir gelişme yok. Sinemaya gittiğim de yok.
Vizeler Bitti, Sıra Finallerde
Başlıklardan da anlaşılacağı üzere vizelerim gün itibarı ( 26.05.2011 ) ile bitti. Bu dönem nasıl geçti, ne ara sınavları olduk, ne araa final tarihi geldi derken dönemin dönemin bitmesine 2 hafta kaldı. Bazı dersler için sınav sonuçları idare edilebilecek düzeyde olmakla birlikte Öğretim Planlama ve Değerlendirme dersi için pek iç açıcı değil gibi. İsminden de anlaşılacağ üzere eğitim dersi, 4 kredi ve ilk vize notum ” 30 ” … Bugün de o dersin ikinci vizesini olduk. Yine iyi geçmemesine rağmen ilk sınava göre daha iyiydi diyebilirim.
Onun dışında da bir şekilde halloluyor dersler. Gelelim asıl önemli kısma, finallere. Bu hafta zorlu bir hafta olacak benim için. Her ne kadar bazı dersler için iyi sonuçlar alsam da finaller her zaman için bizim üniversitemiz için önemlidir. Dersten geçme kaderini belirler. İşte bu yüzdendir ki iyi bir şekilde sonuçlanması dileği ile …
” Kendime not: Sınavlar bitikten sonra bloga ince ayar çek. “


